Afrika Günlükleri

User Rating:  / 2
PoorBest 

Fark ettim ki bir önceki yazıda yaşadığımız yerden yeterince bahsetmemişim oysa bizim için oldukça farklı bir deneyim. Önceki yazıda dediğim gibi bir milli parkın içinde kalıyoruz. Her hafta turistlerle dolup taşan; safari yapılabilen, karavanlarıyla gelip insanların kalabildikleri bir yer, ayrıca gelip otelde de kalabiliyorlar ya da müstakil evleri kiralayabiliyorlar sanırım. Yaklaşık 55.ooo hektar alan üzerine kurulu. Biz de Bosele Children Camp adındaki yapıda kalıyoruz. Büyük ahşap yatakhanelerden oluşan ayrı ayrı binalar var; içinde ranzalarımız ve demir dolaplarımız var Türkiye’de KYK yurtlarındaki dolaplar gibi; tuvaletler ve banyolar ayrı binada ve yine bahçe içinde ayrı bir yerde devasa bir mutfağımız ve yemek yeme alanımız var. Mutfağın olduğu binanın önünde gölgelikli masalar var dışarıda oturup sohbet edebildiğimiz ve etrafına toplanıp ateş yakabileceğimiz bir alan da hemen yani başında… Aynı alanda duvarlardan biri film izleyebilmek adına beyaz ve düz olarak tasarlanmış; o duvarın arkasında da yüzme havuzumuz…

Tabii bizim için farklı olan kısım bu değil; farklı olan şey bu kompleksin savananın ortasında bulunması ve bir hayvanat bahçesindeymişçesine - artık kanıksadığımız bir şekilde- günlük yaşamlarımızda alışkın olmadığımız hayvanlarla beraber yaşamak. Ilk gün gelir gelmez tanıştığımız hayvanlar bambiler oldu; impalalar yani ama biz onlara bambi diyoruz. Sanırım en evcil olanları onlar çünkü her daim etraftalar ve ürkütmemeye özen gösterdiğimiz sürece kaçmıyorlar bizden etrafta otlayıp duruyorlar. Ben bir de şanslı olanlardanım sanırım çünkü daha geldiğimiz ilk gün bir de zürafa gördüm.


Daha sonra babunlarla ilgili hikâyeler duymaya başladık; hikâyeden ziyade uyarılardı bunlar. İşte etrafta yiyecek bırakmayın, odalarınızın kapıları hep kapalı olsun gibi şeyler çünkü babunlarin bizden akıllı olduğu ve eğer etrafta bir şey bulurlarsa hemen alıp götürecekleri ve daha sonra hep gelecekleri söyleniyordu... O yüzden babunlarla karşılaşmaktan korkar olduk.
Geldiğimizin 3. günüydü sanırım hazine avı sırasında küçük maymunlarla tanıştık, yaban domuzlarını da gördük etrafta otlayan, aslında otlamıyorlar tabii bu yanlış bir ifade oldu bambilerin otlarken etrafta bıraktıkları top top boncukları yiyorlar. Aslında doğanın düzenine hayran kalmamak elde değil; kimse bambilerin ardından gelip onları temizlemek zorunda değil zaten bu isi yaban domuzları büyük bir zevkle yapıyorlar. Hele yerken aldıkları bir pozisyon var on bacakları ile cok komik ..fotoğraflarını hemen eklemek isterdim ama malum buradaki internet sorunu. Dönünce koyacağım söz!
Ertesi gün kaçınılmaz durum yaşandı. Kampımız babunlarca basıldııık!!!Aslında olayın tüm suçlusu biziz yani insanoğlu, babuncuklar hemen yandaki bos alandan suru halinde geçiyorlardı; eğer bizim gruptan biri onlara doğru delirmişçesine koşmaya başlamasaydı fotoğraflarını çekmek için bence onlar kendi yolundan geçip gidecekti... Hayvanları böyle yaparak ürkütmüş olduk. Tabii ilk karşılaşmamız nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyoruz; dolayısıyla panik bir halde kamp içinde bağırarak odalarımıza kaçışmaya başladık. Odalara girmeye çalışan babunlar olunca dışarıdaki insanlar babunları kaçırmak adına bağırıp türlü şebeklikler yapınca iş iyice çığırından çıktı ve maalesef babunlardan biri Joe’ya saldırdı. Merak etmeyin bir şekilde kurtardılar bir şey olmadı ama bu ilk gün ki deneyim bizi oldukça korkuttu .Neyse ki ertesi sabah eğitim için kamptan ayrıldık da bir nebze de olsa babun korkusundan uzaklaşabildik...Kampa geri döndükten sonra artık nasıl davranmamız gerektiğini, babunlarin erkekleri tehlike olarak algıladıkları ama kadınları algılamadıklarından zarar vermediklerini, onlara karşı saldırganca davranmamız gerektiğini ve benzeri şeyleri öğrendik. Artık kampa geldiklerinde sadece mutfağın kapısını kapıyoruz onun dışında gayet alıştık o anki aktivitemizde değişen bir sey olmuyor..
Sonra zürafalar ve zebralar da arada yandaki bos alana otlamaya geliyorlar ama onlar sık sık gelen ziyaretçilerimizden değil yüzden daha çok ilgi çekiyorlar geldiklerinde. Ve benim de favorim onlar açıkçası çok muazzam bir görünüşleri var bence.
Bu hafta safariye gideceğiz sabahın körü güneş dogmadan uyanıp Türk ekip olarak , bizi Joe götürecek; aslında tüm ekipler önceki haftalarda gitti en sona biz kaldık. Bakalım Big Five’ i görebilecek miyiz? Beş büyükler Güney Afrika’da paraların üstünde resimleri olan büyük büyük hayvanlar ..yani aslan, leopar, buffalo, gergedan ve fil... Tabii ki bu hayvanlar fazla büyük ve tehlikeli olduklarından etrafı bir şekilde korunan kapalı safari alanlarında tutuluyorlar. Dolayısıyla sabah uyandığımızda Big Five’dan biri ile karşılaşmak mümkün değil!Safariye gittiğimizde bu hayvanları görmeyi umuyoruz ama bakalım ne olacak ?
21 Ağustos 2011Güney Afrika

***************
Pek gündüz yolculuğu yapmam aslında, hele uzun yollarda hiç tercih ettiğim bir şey değil. Ama İzmir’e bu sefer ki yolculuğum böyle oldu işte..Yola çıkalı çok olmadı, sabah on gibi hareket etti otobüsümüz. Dışarıda deli gibi yağan yağmurun altında olup da ıslanmamak ne güzel! Beni koruyan sıcak otobüsün içinde ne kadar da şanslı olduğumu düşündüm. Sonra da oradaki teneke evlerde yaşayan insanlar geldi aklıma; acaba böyle bir yağmurun altında ne kadar korunabiliyorlar yağmurdan? Camdan dışarısını mutlu mesut izlerken ben, o tenekelere vuran yağmur sesi ile ne kadar mutlu olabiliyorlardır?

“Eee siz şimdi gittiniz geldiniz de ne oldu?” Böyle diyen insanlar var etrafımda, etrafımızda da var yani hepimizin zaten onlar hep var olacaklar, bir de düşünüp de söylemeyenler var tabii, onlarca yüzlerce...



Sahi biz ne yaptık orada? Ben hiç anlatmadım değil mi bunları size? Toplam 45 gün kaldık Afrika'da, yani Güney Afrika Cumhuriyeti'nde. Proje aslında faaliyet süresi olarak 4 hafta, artı iki hafta neydi peki? İlk bir hafta arış sonrası eğitimi için , ki kendisi her AGH gönüllüsünün katılmak zorunda olduğu bir eğitimdir.Sonra 4 hafta faaliyet ve son bir hafta Cape Town;) yani hazır olun daha Cape maceraları gelecek:)))



4 haftanın her biri için bir tema secilmişti, ilk hafta genel olarak ülkedeki sorunlar üzerine konustuk ve sonrasında bu konular ıcınden hangi konulara odaklanacagımızı sectik performanslarımızda. İlk performans günümüz geldiğinde kaldığımız kamptan yaklasık 3-4 km uzaklıktaki alısveriş merkezine yürüyerek gittik. Sonra da hep beraber "sho sho louza" - belki 2010 dünya kupası izleyenleri bu sarkıyı oradan hatırlayacaklardır- söyleyerek tüm dükkanların ortasında bulunan bir sahne var oraya gittik. Böylece etraftaki insanların dikkatini çekmeyi başarabilmiştik:) Sonrasında Lara'nın başrolde muhteşem performansıyla ilk performansımızı sergiledik.



Yöntemimiz "forum tiyatro" , normal oyunlardan farklı aslında, oyun ilk seferinde seyircilerin karsısında normal bildiğimiz performanslar gibi sergileniyor. Ama sonra ikinciye tekrar oynanıyor , bu sefer oyuna seyircilerin de katılması gerek ; oyunu istedikleri yerde durdurup herhangi bir seyirci , durumu daha iyiye götürebilmek, ya da oyundaki sorunu çözebilmek adına değiştirebiliyor , oyunda ezilen oyuncunun yerine geçiyor ve çözümünü oynuyor. Ama ezen karakterleri değiştiremiyor seyirci , çünkü hayatta da onları değiştirmemiz mümkün değil..Amaç seyircileri sorunların çözümü hakkında düşünmeye teşvik etmek, konular hakkında farkındalık yaratabilmek.



İkinci haftamızın konusu sağlık idi. Peki sağlık sorunlarından en gündemde olanı ne olabilir bir Afrika ülkesinde? Tabii ki HIV-AIDS; bizde bu konu üzerine çalışmaya başladık. Zaten varış sonrası eğitim sırasında diğer gönüllüler için bir Hiv-Aids oturumu da yapmıştık Nilay ve ben.Bilmeyen ya da yanlış bilen arkadaşları bilgilendirebilmek açısından oldukça verimli geçmişti ve bu haftaki çalışmalarımız için de iyi olmuştu.

İlk hafta sonrası bir de sadece forum tiyatro yapmamaya karar verdik;Çünkü herkes tiyatro çalışmak istememişti, zaten ben de tiyatro konusunda pek yetenekli olmadığımı anlayıp elimi ayağımı o kısımdan çekmiştim….Dans etmek, şarkı söylemek isteyen gönüllüler vardı, görünmez tiyatro yapalım fikri çıktı… Zaten kulakları ve sesleri o kadar iyi ki hepsi doğuştan yetenekli demek hiç de abartı olmayacaktır. Anında şarkı sözleri yazıp müziğini çıkarıyorlardı. Çok da iyi eserler çıktı sonraki haftalarda… O hafta yine aynı alışveriş merkezinde konumuzla ilgili bir tiyatro oyunu, dans gösterisi ve iki şarkı ayrıca da bir görünmez tiyatro (invisible theatre) performansı sergiledik.



Bir sonraki haftamızın konusu için kamp dışı gezilerimiz ve özel bir de konuşmacımız var idi, konu ne derseniz : Su !!!!

Günümüzde bundan daha önemli bir konu var mı ki? O hafta sonu gösterimiz için Mafikeng isimli şehre gittik. Gösterimizde bu sefer poi gösterisi bile vardı, o hafta ki şarkımız çok iyi oldu , kesinlikle videoyu sizinle paylaşmak isterim. İki de tiyatro oyunu sergiledik. Yine başka bir alışveriş merkezinde idik.

Gösteri sonrası gönüllüler o akşam konaklayacakları ailelerin yanına gitti. Biz de Türk kızlar olarak Kate annemize yamandık:D Böyle söylüyorum çünkü ben projenin açılışının yapıldığı gün bu kadını görüp saçlarına bayılmıştım. Sonra gidip tanıştım ve saçlarını çok beğendiğimi söyledim. Yanında çalışan kadının yaptığını söyledi ve bana da bir sonra ki görüşmemizde kadını da yanında getireceğini benim de saçımı yaptırabileceğimizin sözünü verdi:) Havalara uçmuştum ve tekrar görüşeceğimiz gün için günleri sayar oldum resmen…

İşte Mafikeng‘te Kate’i görür görmez tamam dedim o gün bugündür:))) Ve Kate bizi evine aldı , besledi , gezdirdi, uyuttu:P 4 tane oğlu var Kate’in şimdi 4tane de kızı.. Veee yanında çalışan kadın da Lara’nın ve benim saçlarımı yaptı…Oldukça acılı olsa da dediler ki kadın olmak zordur , güzel olmak istersen bunlara katlanmak zorundasın:P Ben de peki dedim sustum..

Daha devamı var bekleyin ..
10.10.2011

Fifth Edition

5While closing the 4th edition of Scriptamanent, after the final meeting in Izmir, we are already preparing the new call for the next edition of the project. Stay tuned!

Login form