REKOLTELER ULKESI

User Rating:  / 4
PoorBest 

Bu kesinlikle bir delilik olmalıydı, ya da bir süredir hücrelerimde gezinen tutkulu oynaşmaların sonucunda gelişen kıymetli bir yanılsama. İkinci kez Evs yapma hakkına sahip olmanın o dayanılmaz hafifliği ve mutluluğu sayesinde yine yeniden Macaristan'a gelmeyi planlıyordum. Kısa dönem Evs deneyimimi de yine bu ülke sınırları içerisinde yapmıştım. Ve bir gece, tesadüf eseri gördüğüm “acil” kodlu bir ilan beni tekrar buralara getirdi. Mistik olarak baktığımızda bana ihtiyacı olanların yardımına koşmuştum ama tam tersi olarak onlar beni içinde bulunduğum çıkmazdan alıp, bu ülkenin sınırlarına tekrar getirmişlerdi. Artık ışıltılarla bezenmiş sokaklarda tekrar yürüyebilirdim, ama tek başıma değil.

Bunun benim için anlamı bambaşkaydı. Evet kabul edebilirim ki Evs harika bir deneyim ve fırsatı olan her insanın yapmasını, bu tecrübeyi tatmasını gönülden isterim, ancak ben bunu daha anlamlı hale getirmeyi amaçladığımı büyük bir gururla itiraf edebilirim sanırsam. Bilmenizi isterim ki beni kendine çeken şey kesinlikle Macaristan değildi, beni buraya getiren şey; bu ülkenin sınırları içerisinde tanıştığım sarı saçlı ve mavi gözleri olan bir kadındı. Çünkü bu kadın, bu ülkeyi benim için anlamlı hale getiriyordu. Onunla ilk Evs deneyimim de - Kaposvar’da – tanışmıştım. Bir aylık bir süreyle orada olacaktım ve benim ev sahibi kurumum, aynı zamanda onun gönderici kuruluşuydu. Ben o zaman onun ülkesinde Evs yapıyordum, o ise daha öncesinde benim ülkemde bu deneyimi yaşamıştı. Ben onun dilini anlamıyordum, ancak o benim dilimi sular seller gibi konuşabiliyordu. Beni kendisine çeken bir çok ayrıntıya ve tutkuya sahipti ancak en önemlisi daha ilk görüşte aklımı başımdan almış ve ruhumun küllerini adeta sınırsız sulara savurmuştu.

Sanırım buna bir taşla iki kuş vurmak deniyordu. Hem kendi kimliğimi bulmama yardım eden bu kadının ülkesine onun için gelecek, hem de yeniden Evs yapma şansı edinecektim. Dışarıdan bakıldığında gerçekten romantik ve fedakarlık gerektiren bir şey gibi duruyordu. Ne var ki gelecek değişkendir ve bazen hiç istemediğiniz, tahmin etmediğiniz sonuçlarla karşılaşabiliyorsunuz. İlk Evs’e gelme amacım bulunduğum koşullardan uzaklaşmak ve biraz olsun farklı insanların içerisinde hayat bulmaktı ve Andre Maurois’in de dediği gibi “Hayat bir anda seriliyor önümüze” ve asla bundan kaçamıyorsunuz ve ben o zaman kendi dünyamda yalnız bir adam olmayı amaçlarken kendimi aşkın kollarında bulmuştum. İkinci Evs’te ise bu kez aşkın kollarında tutunmak istemiş ancak bu kez de kendi dünyamın içinde yalnız kalmıştım. Görüyorsunuz ya hayat bir yerden veriyor ve bir yerden alıyordu, ama bunların hepsi tecrübelerden oluşmuş bir armağan niteliği taşıyordu. Bu hep böyleydi ve böyle olmaya devam edecekti.

İkinci Evs deneyimim de çok zor zamanlar geçirdiğimi hatırlıyorum. Günler adeta geçmek bilmiyordu ve ayakta kalmaya, mücadele etmeye devam etmek için tutkulu ve anlamlı bir savaş veriyordum. Karşılaştığım bütün olumsuzluklar beni daha güçlü ve olgun bir insana dönüştürdü zaman içinde. En önemlisi bu süreçte farklılıklara saygının ne demek olduğu öğrenmiş ve yardımseverliğin ne kadar anlamlı bir duygu taşıdığını görme fırsatı bulmuştum. Bunun dışında yazmaya olan tutkumu günden güne yitiriyordum. Hatta ve hatta o güne kadar üç kitap yazmış ve iki kitabımı da çöpe atmıştım. Ne var ki aklımda yazarlığa dair her zaman bir şüphe vardı. Çünkü beni içine almıştı ve günden güne hayatımı mahvediyordu. Sanki kendi içimde bir canavar yaratmıştım ve beni kontrol ediyordu. Bu işi fazlasıyla ciddiye almıştım ancak hiçbir zaman yazarlığı bir meslek olarak görmemiştim. Neden yazdığımı da bilmiyordum ve üstelik beni mutlu eden bir tarafı da yoktu. İşte burada bu tutkumdan vazgeçmeye karar verdiğim dönemi hatırlıyorum. Edebiyat dünyasının içinde olup olmamak konusunda kararsızdım. Kendimi sanki Araf’ta hissediyordum. İşte bu döngüsel paradoksun içinde tam vazgeçmeye yaklaşmışken bir kez daha yazmaya tutundum, ama bu kez farklı bir şeyler vardı. Artık içimde ki canavar nefes almıyor, beni bir kukla gibi elinde oynatmıyordu. İnanın bana bu mutluluğu kelimelere nasıl dökeceğimi bilmiyorum.

Macaristan benim için bir rekolteler ülkesi olmuştu artık. Bu ülkeye bu ismi vermemin sebebi, beni hayatın anlamına dair yeni ve güzel şeylerle tanıştırmasından mütevellitti. Buraya gelme amacımı demin okudunuz ve hiçbir zaman pişman olmadım. Bu çok güzel, anlamlı ve yerinde bir karardı. Buna rağmen gelmeden önce düşlediklerimi burada bulduğumu söyleyemem. Projemin ilk beş aylık dönemine kadar bir çok sıkıntılar yaşandı. İçinde bulunduğum kuruluş ve koordinatör ile yaşadığımız tartışmalar, 2000 nüfuslu ve neredeyse hiç kimsenin ingilizce bilmediği bir köyde – Nagyvazsony’de - yaşamak gerçekten zordu ancak ben bu küçük dünyanın içerisinde kendi büyük dünyamı inşa etmeye karar verdikten sonra her şey daha bir güzel, daha bir yaşanılası oldu. O güne kadar yapmak istediklerimi gerçekleştirememiş, kendimi paslanmış bir insan gibi hissetmiş olabilirim. Çünkü burada işe yarayan hiçbir şey yapamıyordum. Ancak ondan sonrasında her şeyin daha iyi olacağına inandım.Çünkü bir felsefem vardı. Eduarda Galeano’nun da dediği gibi; “La vida es darse, darse, no hay alegria mas alta” yani; “Hayat vermektir, en yüksek mutluluk budur” İşte ben de bütün coşkunluğumu, tecrübelerimi, arzularımı, heyecanımı bu projeye vermeye artık hazırdım ve kim ne dersin bu kararımdan asla vazgeçmeyecektim.

Evs bir amaç mıydı yoksa bir araç mı? Bence ikisi de birbirini dengeleyen bir bütündü. Geleceğe yönelik getirileri oldukça fazlaydı. İnsan kendisini farklı bir dünyanın ve sonatın içinde bulabiliyor ve eğer isterse kendini en iyi şekilde geliştirebiliyordu. Düşünün ki dil öğrenmek için Avrupa’ya gelen onlarca insan vardı ve bu insanlar oluk oluk para akıtıyorlardı, ancak Evs’te bunun tam tersi bir oluşum söz konusuydu. Bütün masraflarınız karşılanıyor ve kendinizi daha iyi bir ortamın içinde bulabiliyorsunuz. Avrupa’nın diğer ülkelerinden gelen gönüllülerle her zaman iletişim halindesiniz. Bitmek bilmeyen partiler, bazı bazı organize edilen aktiviteler, eğitimler sizlere hayatın farklı bir yüzünü daha gösteriyor. Ayrıca geldiğiniz ülkenin dilini öğrenme şansını da elde ediyorsunuz. Nihayetinde insan kendisini yine insanda tanıyordu. Eğer ki Evs’e bir şans niteliğinde bakarsak kazanacağımız tecrübeler gelecek yaşamımızda bizlere fazlasıyla yardımcı olacaktır. Hayatın günden güne zorlaştığını göz önüne alırsak bu harika bir fırsattı. İşte buradan çıkan doğal sonuç şunu söylüyor. O günün bir adı olmadığı gibi her güzel şeyin temelinde insan yatıyordu.

Her gün ama her gün değişiyoruz. Bunu inkar edebilir miyiz? Herkesin hayattan beklentileri farklı. Sanırım en güzel şey ise yaşadığımız günlere bir anlam yükleyebilmek. Her gün yeni bir başlangıç. benim için ise burada geçirdiğim her günün anlamı birbirinden farklı ancak her gün değişmeyen, aynı tazeliğini koruyan bir şey var ki; bu şeyin hayatımın önüne serilmesinden dolayı inanılmaz derece de mutlu ve şanslı hissediyorum kendimi. Evet tahmin ettiğiniz gibi yine o kişiden bahsediyorum. Sanırım bugüne kadar karşılaştığım en güzel şeydi. Eğer bunu retorik bir cümle ile süslemek isteseydim sanırım onun için şu cümleyi kurabilirdim; “Bütün o parlak ışıklar onun içindi” Ama dediğim gibi gelecek değişken ve ne olacak, ne bitecek kestiremiyorsunuz. Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu sanırım ilk kez bu kadar derinden fark ediyorum. Kadere inanmıyorum ama eğer kader denilen şey gerçekten var ise bunu da inkar etmiyorum. Hayattan zevk almak gerek, onu yaşamak ve güzel kılmak gerek. Çünkü sadece bir hayatımız var!

Dilini bilmediğim, yaşayışlarına anlam vermekte zorlandığım bir ülkede yaşıyorum. Çocukların yüzlerinde gördüğüm küçücük bir tebessüm bile beni mutlu etmeye yetiyor. Onlar için bir şeyler yapmak, onlara yardımcı olmak düşüncesi bile harika bir şey. Belki şimdiye kadar okuduklarınız içinde Evs’e dair pek fazla bir şey bulamadınız ancak olması gereken de zaten bu değil mi? Herkesin beklentileri farklı ve bazı şeyler ancak yaşanılarak öğrenilebilir iken; nasıl olur da sizlere şöyle veya böyle yapmanızı söyleyebilirim. Tek diyebileceğim; neyi, niçin istediğinize karar verin. Çünkü gerisi gelecektir nasıl olsa.

Fifth Edition

5While closing the 4th edition of Scriptamanent, after the final meeting in Izmir, we are already preparing the new call for the next edition of the project. Stay tuned!

Login form